Karanlığa yakılan cennet bahçesi!

  • 09:41 10 Şubat 2019
  • Kadının Kaleminden
Dilbirin Turgut
 
“Karanlık çökmüştü bir anda. O cennet gibi bahçenin olduğu yerde bir anda kocaman ışıklar yanmaya başladı. Taybet Ana'nın elinde bidon, etrafındaki gençlere su veriyordu.”
 
Gözlerimi kapatıyorum bir an. Ancak hala anlayamadım rüya mıydı yoksa gerçek miydi? Sur'dayım, Nusaybin'deyim ve Cizre'deyim. Bir anda alnımdan terler dökülmeye başladı. Ne göreyim; Taybet Ana'nın bedeni yerde ve öylece bekliyor. Koşuyorum, koşuyorum ama bir türlü yetişemiyorum. O kadar koştuğum halde hala yerimdeyim. Alnımda akan terle gözyaşlarım birbirine karışmış durumda ama tüm çabama rağmen yetişemiyorum Taybet Ana'nın bulunduğu yere.
 
Gözleri gülüyor ve barışa olan hasreti hala dudağında. Taybet Ana'nın gözleri bir yana bakıyor. Önce nereye baktığını anlamaya çalıştım. Meğerse ana, ona pencereden endişeli gözlerle bakan çocuklarına bakıyor. Yaralı olmasına rağmen gözleri gülüyor ve hiçbir şey ananın gülüşünü alamadı. Yüzünde bir tebessümle derin bir uykuya daldı. Anaya yetişemeyen kadınlar zılgıtlarla acılarını paylaşıyorlardı.
 
Ben ise sokağın ortasında donup kaldım. Sanki aradan yıllar geçmiş gibi hissediyordum. Tek yaptığım şey Taybet Ana'ya sarılmak oldu. Gözyaşlarım birbirine izin vermeden akıyor. Taybet Ana'nın yüzünde barışın tüm sembolleri gözüktü; barış, kadın, çocuk, anne... O kadar güçlüydü ki, uykuya dalmadan önce güzel bir tebessüm vardı. Yüreğime tarifsiz bir acı doldu.
 
O an anladım ki, yüreğim cayır cayır yanıyor. O acıyı hiçbir şekilde tarif edemiyordum. O kadar çok acıyor ki anlatamam. Taybet Ana'nın ne zamandan beri orada yattığını bilemiyordum. Yattığı yerde çiçekler yeşermiş, çiçekler bedenine fistan olmuş. O anda tüm vücudum titriyor çünkü Taybet Ana'nın yattığı yer rengarenk bir çiçek bahçesine dönüşmüştü.
 
Karanlık çökmüştü bir anda. O cennet gibi bahçenin olduğu yerde bir anda kocaman ışıklar yanmaya başladı. Daha ben çiçeklerin nasıl yeşerdiğini anlamadan akşam ışıkların yanmasıyla yine kocaman bir şehir oldu. Taybet Ana'nın elinde bidon, etrafındaki gençlere su veriyordu. Orada Mehmet Tunç'u gördü.
 
O'na "Gel oğlum, bu şelaleden su iç" dedi. Bunun üzerine ayakta duramaz hale geldim ve yere oturdum. Ben de Mehmet Tunç'un yanına gitmek istiyordum ama bir türlü ayağa kalkamıyordum. Böylesi boğuşmalarım sürerken sabahı bulmuştum. Güneşin ışınlarıyla birlikte Taybet Ana uykuya dalıyor ve bütün o gençleri bahçesinde susuz bırakmamak için onları da uykuya yatırıyordu.
 
Ben ise hala yerimden kalkamıyorum. Leyla’nın direnişi tüm cezaevlerini sarmış durumda ve ben bir rüya gördüm ama bu gerçekten sadece bir rüya mıydı? Bir yandan cezaevi direnişi, diğer yandan Taybet Ana'nın günlerce yerde kalan bedeni hafızalarımızda halen taze. Bu rüyanın etkisiyle indiğim havalandırmada volta atıyorum. Sonra tellere takılan saçlarımın beyazladığını fark ediyorum. Evet, gördüğüm sadece bir rüyaydı belki ama saçlarımdaki beyaz tellere ne demeli?
 
Tarsus Kadın Kapalı Cezaevi