AKP'nin derdi krizin etkilerini seçimlere kadar sınırlı tutmak: Sonrası tufan

  • 09:01 2 Kasım 2018
  • Emek/Ekonomi

 

Habibe Eren 
 
ANKARA - Ekonomist Güneş Gümüş, yerel seçimlerde oy desteğini kaybetmek istemeyen AKP'nin şimdilik yoksullara faturayı en ağır şekilde kesmediğini ancak yerel seçim sonrasında IMF'li ya da IMF'siz kesintiye uğrayacak kamu harcamalarının en büyük hedefinin yoksullara ve emekçilere ayrılan kaynaklar olacağını ifade etti. 
 
Türkiye'de enflasyondan işsizliğe, yoksullaşmadan ekonomik durgunluğa kadar hayatın her alanını etkileyen ekonomik kriz, etkilerini artırarak devam ettiriyor. Enflasyon, cari açık ve işsizlikle ilgili göstergeler alarm verirken, ekonomist Güneş Gümüş, AKP'nin yerel seçimlere kadar bu krizi bastırmaya çalıştığını ancak seçimlerden sonra faturanın yoksul ve emekçilere kesileceğini dile getirdi. 
 
'Şaşalı büyüme rakamlarının yerinde yeller esiyor'
 
AKP'nin 16 yıllık iktidarı boyunca sarf ettiği ekonomik büyüme, istikrar ve refah söylemlerini hatırlatan Güneş, ekonominin geldiği noktayı "Şaşalı büyüme rakamlarının yerinde neden yeller esiyor" diye tanımladı. Güneş, "Bu krizde en büyük belirleyici ABD'den başlayarak dalga dalga küresel ekonomiyi vuran 2008 krizi sonrası yaratılan uluslararası ekonomik konjonktürün 2013'ten itibaren değişmesidir" dedi. 
 
'2013'ten sonra sıcak paraya bağımlı ekonomilerde bozulmalar görüldü'
 
"2008 krizinden çıkış reçetesi olarak gelişmiş ülkeler milyarlarca Dolar’ı çok düşük faizlerle şirketlerinin kullanımına sundu" diyen Güneş, değerlendirmesine şöyle devam etti: "Ekonominin dibi gördüğü, kendi ülkelerinden başka kaynaklarda karlarını katlama peşindeki bu sermaye, daha yüksek faiz sunan gelişmekte olan ekonomilere aktı. Ancak bu dönem 2013'te ABD Merkez Bankası FED'in parasal genişleme ve düşük faiz politikasından vazgeçileceğini açıklamasıyla sona erdi. Bunun anlamı artık gelişmekte olan ekonomilere akan sıcak para miktarı azalacaktı. Öyle de oldu. 2013'ten itibaren ekonomilerini döndürmek için yurtdışından gelen sıcak paraya bağımlı hale gelmiş gelişmekte olan ülkelerin ekonomik göstergelerinde bozulmalar görünmeye başladı."
 
'AKP ve Erdoğan bu tablonun asil sorumluları'
 
Gidişattan daha çok etkilenen ülkelerin yanı sıra daha az zarar görenler de olduğunu söyleyen Güneş, Türkiye'nin yıllardır hep “en kırılganlar” arasında olduğunu ekledi. Güneş, "İktidarın katkısı bu noktada işin içine daha çok giriyor. Yurtdışından sıcak para akarken bu kaynakları nitelikli bir üretime, bu üretime dayalı bir büyümeye aktarma kaygısı olmayan hatta 2013'te FED'in 'değirmenin suyunun tükeneceği'ni ilan etmesinden sonra bile bu yönde adımlar atıp önlemler almayan AKP iktidarı ve Erdoğan şu anki vahim tablonun asli sorumlularından. Hep iç siyasetteki taban desteğini korumaya odaklı Erdoğan açısından şaşalı ve görünürlüğü yüksek altyapı-inşaat projelerine kamu kaynaklarını aktarmak çok çekici oldu. Bu şekilde büyük yatırımlar, teknik birikimler gerekmeden kendi oligarklarına yol açmak da mümkün oluyordu. Bu yağmanın bedeli ise şimdi yoksul halka kesilmek isteniyor" diye konuştu.
 
'400 bin müteahhitten 100 bini batma riskinde' 
 
Şu an ki ekonomik tabloyu, yüksek enflasyonla düşük büyümenin bir aradalığını ifade eden “stagflasyon” tanımlamasının açıkladığını dile getiren Güneş, "Her ne kadar enflasyon verilerini düşürmek için iktidar indirim kampanyaları örgütlemek, bir ayda enflasyonun yüzde 6 yükseldiğini verilere yansıtan TÜİK Başkan Yardımcısını görevden almak gibi hamle üstüne hamle yapsa da yüksek enflasyon gerçeği Türkiye'nin yakasını bırakmayacak. AKP'nin sürekli diline doladığı 1990'lara bu açıdan geri döndük. Büyük otomotiv şirketlerinin, köklü boya firması DYO'nun üretime ara verdiği bir dönemdeyiz. İnşaat Müteahhitleri Konfederasyonu Başkanı (İMKON) Tahir Tellioğlu, Türkiye'de faaliyet gösteren toplam 400 bin müteahhidin 100 bininin batma riskiyle karşı karşıya olduğunu söylüyor. Merkez Bankası, 25 Ekim tarihli toplantı sonuçlarında ekonominin yavaşladığını kabul ediyor” ifadelerini kullandı. 
 
'TL yüzde 50 değer kaybı yaşıyor'
 
Enflasyon verilerinin yüzde 25'lerde, üretici güven endeksinin (ÜFE) ise yüzde 46'larda seyretmesine değinen Güneş, tüketicinin hissettiği enflasyonla üretici enflasyonu arasındaki makasın bu yıl içinde çok fazla açıldığını dile getirdi. Güneş, sermayedarların çok daha pahalıya ürettiğini ancak fiyatları artırmamak için dişini biraz daha sıktığını belirterek, "Yetmezmiş gibi iktidar, patronlardan indirim istiyor. Bu durumda şirketlerin kasasına giren ciro daha da azalacak. Aksiymiş gibi maliyetler artmış; ödenmesi gereken borçlar olduğu gibi duruyor. Dolar düştü kampanyası yapılsa da Dolar karşısında TL geçtiğimiz yılki rakamlara göre yüzde 50'ye yakın bir değer kaybı içinde. Özel sektörün devasa döviz borcunun maliyeti artmış durumda. Bu koşullarda üretici enflasyonunun da dönemlik olarak çeşitli hamlelerle düşürülse/düşük gösterilse de artacağı görülüyor. Üretici ve tüketici açısından yüksek enflasyonun kritik bir sonucu da yaratacağı artan maliyet yüküyle birleşmiş tüketim durgunluğuyla şirket iflaslarını da tetiklemesidir" dedi.
 
İktidarların krizlerin şiddetini artırıp toparlanma sürecini zorlaştırsalar da kapitalizmin vazgeçilmez gerçekleri olduğunu vurgulayan Güneş, "Bir sosyalist olarak kapitalizmin krizlerine alternatif üretmenin bizim işimiz olmadığını söylemek isterim. Ana derdimiz krizin yükünün emekçi sınıfların sırtına yüklenmesine karşı mücadelenin yükseltilmesi için çaba ve bu yönde saldırılara ortak göğüs gerebilecek bir emek cephesinin yaratılması arayışı içinde olmadır" diye belirtti.
 
'Bir yandan Albayrak bir yandan Erdoğan döne döne para arıyor'
 
Vadesi yaklaşan dış borçların ana kaynağının 2001 sonrası değiştiğini, 2001 öncesinde asıl borçlunun devlet olduğunu şimdi ise özel sektörün dış borcunun ağır bastığı bir ekonomi sürecine gelindiğine dikkat çeken Güneş, şöyle devam etti: "Önümüzdeki 1 yıl içinde vadesi gelen borçlar için özel sektör yaklaşık 180 milyar Dolar; devlet ise cari açığın finansı için en az 40 milyar Dolar bulmak durumunda. Türkiye'nin risk priminin (CDS) oldukça yüksek olduğu da hesaba katılırsa bu konuda zorlanacakları görülüyor. Berat Albayrak bir yandan Erdoğan başka bir kanaldan yana döne para arayışı içinde. Para bulsalar bile artık çok daha yüksek faizler karşılığında bu borçları elde edebilecekler. Keza Hazine, Ekim ortasında döviz cinsinden tahvil ihracında yüzde 7,5 gibi yüksek bir orandan ancak alıcı bulabilmiştir. Ekonomisi bu koşullarda olan bir iktidarın Suriye'den Suudi Arabistan'a uzanan bir skalada Ortadoğu'nun yeni hamisi pozlarına girmesi de büyük ironi."
 
'Artan otoriterleşme uluslararası sermayeyi etkiledi'
 
AKP'nin çözüm sürecini terk etmesi sonrası artan otoriterleşmenin uluslararası sermaye yatırımları açısından bir etki yarattığını vurgulayan Güneş, "Uluslararası şirketlerin 'burnumuzu tıkayıp giriyoruz' diye bir sözü vardır; kendi karlarını artırma imkanı buldukları ve ekonominin gidişatı konusunda güven duydukları sürece içeride ne yaşandığını çok önemsemediklerini yakın tarihteki birçok örnekten de biliyoruz" dedi.
 
‘Mızrak çuvala sığacak gibi değil’
 
AKP Genel Başkanı'nın kriz lafını ağza aldırmamak için uğraşsa da ülkenin etkilerinin giderek ağırlaşan bir krizin içine doğru sürüklendiğini vurgulayan Güneş, "Erdoğan'ın kaygısı boşuna değil, biliyoruz ki sağ seçmen cüzdanını önemser. AKP'nin derdi de krizin etkilerini yerel seçimlere kadar sınırlı tutmak; sonrası tufan olmuş çok dertleri değil. Ancak yerel seçimlere kadar da az zaman yok ne kadar uğraşsalar da mızrak çuvala sığacak gibi değil" diye konuştu.
 
'Emeklilerin maaşına kadar göz dikilecek'
 
AKP'nin şimdilik yoksullara faturayı en ağır şekilde kesmediğini ancak yerel seçim sonrasında IMF'li ya da IMF'siz kesintiye uğrayacak kamu harcamalarının en büyük hedefinin yoksul ve emekçilere ayrılan kaynaklar olacağını ifade eden Güneş, şöyle devam etti: "Sırtımızdaki dolaylı vergi yükü daha da artacaktır. Şimdiden İşsizlik Fonu'nda biriken 11 milyar TL kamu bankalarının açıkları için yüzde 10.2 gibi çok düşük bir faiz karşılığında seferber edilmiş durumda. Emekli maaşlarına göz dikilerek bireysel emeklilik sisteminin zorunlu hale gelmesinden kıdem tazminatı fonuna kadar geniş bir yelpazede yoksul halkın birikimleri özel şirketleri kurtarmak adına kullanıma sürülmek istenecektir. Kitlesel iflasların, işten çıkarmaların, emeğe yönelik bu saldırıların çeşitli emek mücadelelerine hız vereceğini geçmiş deneyimlerimizden biliyoruz. Ancak mesele birçok yerelde kısmi direnişlerin varlık göstermesi değil bunların Türkiye gündemine gelecek ortak bir mücadeleye dönüşebilmesidir. Krizin bedelinin emekçiler tarafından ödenip ödenmeyeceğini bu belirleyecektir."