‘Diyarbakır Cezaevi’ndeki direnişin adı dün Sakine’ydi bugün Leyla’

  • 09:09 30 Kasım 2018
  • Güncel
İSTANBUL - Özellikle 12 Eylül askeri darbesinin ardından Diyarbakır Cezaevi’nde uygulanan baskılara karşı direnişler olduğunu söyleyen avukat Eren Keskin, “1980’li yıllarda kadınların bu baskılara direnişinin simgesi Sakine Cansız olmuştu. Bugünde baskılar devam ediyor. O dönem baskılara karşı direnişin kadın simgesi Sakine Cansız’dı, bugünde Leyla Güven’in açlık grevidir” dedi.
 
PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan ağırlaştırılmış tecride dikkat çekmek amacıyla başlatmış olduğu açlık grevi 23’üncü gününde devam eden Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkâri Milletvekili Leyla Güven’in açlık grevi eylemine ilişkin İnsan Hakları Savunucusu avukat Eren Keskin değerlendirmelerde bulundu.
 
‘Leyla’nın eylemi insan hakları savunucuları açısından önemlidir’
 
Diyarbakır E Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunan Leyla Güven’in açlık grevi eyleminin insan hakları savunucuları açısından önemli bir eylem olduğunu kaydeden Eren, insan hakları savunucuları olarak açlık grevi eyleminin, insan bedenine yönelik bir müdahale olmasından kaynaklı önermedikleri bir eylem biçimi olduğunu kaydetti. Eren, “Ancak insanlar bazen öyle bir noktaya geliyorlar ki anlatacakları şeyin karşı tarafta hiçbir zaman kabul görmediğini hissettikleri an bu tür eylemlere başvurabiliyorlar. Bu sebeple önemli bir eylemdir. Ancak her şeyden önce önemli olan onun can güvenliğidir. Öcalan’a yönelik tecridi sadece bir kişiye yönelik tecrit olarak değerlendirmek mümkün değil. Aynı zamanda bu tecrit Kürt sorununun çözümü noktasında büyük bir gerginlik alanı yaratıyor. Yani eylemin öneminin bu yönüyle de görülmesi ve değerlendirilmesi gerekiyor” diye konuştu.
 
‘Abdullah Öcalan’a yönelik yapılan uygulama yasa dışıdır’
 
Abdullah Öcalan’a yönelik gerçekleştirilen uygulamaları da değerlendiren Eren, “Bir hükümlünün cezaevindeyken ailesiyle görüşme hakkı belirli günlerde her zaman vardır. Vasisin verdiği vekâletle de avukatların görüşme hakkı vardır. Yasal olan kısmı budur. Şu anda Öcalan’a yönelik yapılan uygulama yasa dışıdır. Leyla Güven de bu yasa dışı uygulamaya karşı bir açlık grevine gitmiş durumda. Dilerim gerçekleştirdiği açlık grevi yetkililer üzerinde etkili olur, o da yaşamına yönelik bir durum gerçekleşmeden, herhangi bir sağlık problemi yaşamadan açlık grevini sona erdirir” dedi.
 
‘İmralı Cezaevi ilk günden itibaren yasa dışı biçimde yönetildi’
 
1990’lı yıllarda PKK Lideri Abdullah Öcalan Türkiye’ye getirildiğinde 16 kişilik avukat grubunun içerisinde yer alan Eren, “Öcalan Türkiye’ye getirildiğinde ilk avukatlarından biriydim. Bizler de o dönem çok yoğun baskılar yaşadık. İmralı Cezaevi ilk günden itibaren yasa dışı biçimde yönetildi. Türkiye’nin kendi iç hukukuna ayrı bir şekilde yönetildi. Bireye göre bir uygulama yapıldı. Bu da hala devam ediyor. Çok büyük bir hak ve hukuk ihlalidir. İnsan hakları savunucuları olarak bunu sürekli dile getiriyoruz ve dile getirmeye de devam edeceğiz” değerlendirmelerinde bulundu.
 
‘Diyarbakır Cezaevi baskı ve direnişin merkezidir’
 
90’lı yılların devletinin şimdikinden hiçbir farkı olmadığının altını çizen Eren, devlet yöntemlerinde zaman zaman değişiklikler olduğunu ancak anlayış biçimin hiçbir zaman değişmediğini vurguladı. Yaşanılan coğrafyadaki cezaevleri konusunda Diyarbakır Cezaevi’nin baskının ve direnişin merkezi olduğunu vurgulayan Eren, “Özellikle 12 Eylül askeri darbesinin ardından Esat Oktay Yıldıran’ın yaptığı uygulamalara bakalım. Diyarbakır Cezaevi’nde yaptığı akıl almaz işkenceler vardı. Ve bu nedenle insanlar bedenlerini ölüme yatırdılar. Dört mahpusun ölüm orucunda yaşamını yitirmeleri, kendini yakan insanların olması… Bütün bunlar çok büyük bir baskının sonucuydu. Diyarbakır Cezaevi üstüne filmler dahi yapılan bir simgedir” ifadelerini kullandı.
 
Sakine Cansız ve Leyla Güven…
 
12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından Diyarbakır Cezaevi’nin direniş ruhundan bahseden Eren, “Kadınların cezaevindeki baskılara direnişinin simgesi de Sakine Cansız olmuştu. Sonraki yıllarda da Diyarbakır Cezaevi’nde yaşanan insan hakları ihlallerinin takipçisi olduk. İnsan hakları savunucuları olarak mesela 1994 yılında 11 mahpus kafaları demir çubuklarla parçalanarak öldürüldüler. Büyük bir olaydı bu. Dövülerek ve kafalarına demir çubuklarla vurularak 11 mahpus yaşamını yitirdi. Bu günde baskılar devam ediyor. O dönem baskılara karşı direnişin kadın simgesi Sakine Cansız’dı, bugünde Leyla Güven’in açlık grevidir” dedi.