28 Aralık gecesi ve bir daha hiç kapanmayan kapılar!

  • 09:01 27 Aralık 2018
  • Güncel
Medine Mamedoğlu
 
ŞIRNAK - Yeni bir yıla sayılı günler kala vicdanları ağlatan, insanlığı hüzne büründüren Roboski’de, 28 Aralık gecesi “belki erken gelir” denilerek açık bırakılan kapılar bir daha hiç kapanmadı. Aradan geçen 7 yıla rağmen atılan “adalet” çığlıkları köy dışına çıkmazken, sonu gelmeyen mezarların arasında yürürken tarihin kara sayfalarına gömülmek istenen bu katliam için aynı şeyi diliyorum: “Adalet yerini bulmalı…”
 
Tarih boyunca kurşuna dizildi Kürt, evi yakıldı, asit kuyularına atılarak katledildi. “Biz kardeşiz”, “Kürt kardeşlerim” naraları atanlar 28 Aralık 2011 tarihinde 34 Kürdü, 34 kardeşi, babayı ve oğlu gözünü kırpmadan bombalarla katletti. Takvim yaprakları 28 Aralık’a her yaklaştığında vicdanını hala korumaya çalışanların aklına ilk olarak Roboski Katliamı geliyor. Öyle ki çok sayıda sanatçı, 34 canın yitip gidişinin ardından şarkılar yazdı ve yüreklerinin en derinin de hissederek okudu.
 
Yeni bir yıla girmeye sayılı günler kalırken, insanlık bir kez daha aynı hüzne bürünüyor. Sahi “belirsizlik” dediğimiz şey neden hep sömürülen, yok sayılan, ötekileştirenler için değişmiyor.
 
Roboskili ailelerin, 7 yıl boyunca dillerinden düşürmedikleri “adalet”e olan inançları gün be gün yitip giderken, bu yıl geçen yıldan farklı olarak Roboski dağlarını kaplayan karla karşılanıyor katliamın yıldönümü. Karlı dağları görünce 7 yıl önce yakınlarının cenazesini battaniyelere sararak katırlar üstünde taşıyan ve ağıtlar yakan kadınların fotoğraflanan kareleri gözlerimin önünde cereyan ediyor. “Her kar yağdığında o görüntüleri hatırlıyorlar mıdır?” sorusu ise girdiğimiz ilk evde yanıtını buluyor. Hemen hemen tüm evlerin duvarlarında 34 kişinin fotoğrafları asılı bulunurken, “Hiç unutmadık ki hatırlayalım” diyerek sözlerine başlayan anneler her akşam çocuklarından geriye kalan elbiseleri ve eşyaları koklayarak uyuduklarını söylüyor.
 
7 yıldır Roboski dışına çıkmayan çığlık!
 
Aradan geçen 7 yıla rağmen “adalet” çığlıklarının hala köy dışına çıkmadığını belirten anneler,  “Öldürüp ‘terörist’ dediler, onlar terörist değildi” diyerek sitem ediyor. 
 
Köylülerin “34’ler” olarak andığı 34 canın anıları ve son gidişleri ise hala ilk günkü gibi hafızalarda cereyan ediyor.
 
Roboski’de çocuk olmak
 
“Yarısı çocuktu zaten” diyerek söze başlayan annelerden biri, “Benim oğlumun elinde silah mı vardı, kurşun mu vardı. Ne vardı?” diye sorarak, 34 canın ardından küçük çocukların mezar yolunu aşındırarak gerçekleri anladığını vurguluyor. Oğlu katledildiği süreçte henüz bebek olan diğer oğlunun şimdi okula başladığını ifade eden aynı annenin, “Benim oğlum mezarlığa gidip gelerek büyüdü. İlk gittiği mezar abisinin mezarı oldu. Biz tanıtmadan o tanımaya başladı. Başta ne olduğunu soruyordu şimdi onu da anladı ki sormuyor. ‘Abim’ diyor. Her Perşembe ‘ben de abimin mezarına gideceğim’ diyor. Abisi için gittiği mezarlıkta yağmur bile yağsa bütün mezarları sulayarak geliyor eve” sözleri Roboski’deki çocuk gerçekliğini de gözler önüne seriyor. 
 
7 yıldır açık bıraktıkları kapılar hiç kapanmadı
 
Öperek, koklayarak ve arkalarından dualar ederek uğurladıkları belki “erken gelir” diyerek evlerin kapısını açık bırakan kadınların hala bir gözü açık olan o kapıya dalıp dalıp gidiyor. Ana sıcaklığı ile uğurladıkları çocuklarına en son kar üstünde dokunan annelerin aklında katır sırtlarında cansız gelen bedenleri değil ellerini sallayarak “Ez gorri (Ben kurban)” diyerek uğurladıkları fotoğraf kaldı. “34’ler”in ardından uğruna öldükleri mazotu, kaçak çayı ve kaçak sigaraları Roboski’nin sokaklarında taziyeye gelenlere anlatılacak, hasret, gözyaşı ve öfke yine kaçak çayın buğusunda kaçak anlatılacaktı. 
 
Roboski’de bir baba “Gözlerimi ve ellerimi benden aldılar” diyecek ama en çok o gözlerle ağlayacaktı. O yaşların sebebi olan kişi, puslu havanın merkezi Ankara’dan “Her kürtaj bir Uludere’dir” diyecekti.
 
Kardeşinin ölümünden 2 yıl sonra kalp krizi geçirdi
 
Yaşanan katliamdan sonra kardeşlerini, babalarını kaybeden onlarca genç, “Bundan sonra bana haram” diyerek okulu bıraktı. Düğün masrafları için çıktığı ilk kaçakta yaşamını yitiren Seyithan Encü’nün abisi aradan 2 yıl geçtikten sonra kalp krizi geçirerek yaşamını yitirdi. Yine Sinan… Abisi Şiwan’in yaşamını yitirmesinin ardından ailesine kol kanat olan Sinan, geçtiğimiz günlerde yaşanan trafik kazasında hayatını kaybetti. Katliamın acısına dayanamayıp yaşamlarını yitirenler ise oldukça fazla…
 
Adalet yerini bulmalı…
 
Röportaj alırken 5 saniyeden fazla gözlerinin içine bakamadığımız annelerden sonra Roboski Mezarlığı’nda kapkara mezar taşları karşılıyor bizleri. Yaşamlarını yitirdikleri dağların karşısında bulunan mezarların arasından yürürken katliamın haberini duyduğum gün geliyor aklıma. Nerde olduğunu bile bilmediğim bir ilçenin bir köyünde benden yüzlerce kilometre uzakta olan bir köyde hiç tanımadığım insanların o paylaşmadığım acısını mezarların arasında dolaşırken hissediyordum. Sonu gelmeyen mezarların arasında yürürken, tarihin kara sayfalarına gömülmek istenen bu katliam için aynı şeyi bende diliyorum: “Adalet yerini bulmalı…” 
 
Ahmet Arif 68 yıl önce benzer bir olayda öldürülen 33 köylü için “pasaporta ısınmamıştı içimiz budur katlimize sebep suçumuz” demişti. Bugün Ahmet Arif’in 33’ünü 34 yapsanız aynı dizeler çıkar yine karşınıza.
 
Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız 
Karşıyaka köyleri, obalarıyla 
Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu, 
Komşuyuz yaka yakaya 
Birbirine karışır tavuklarımız 
Bilmezlikten değil, 
Fukaralıktan 
Pasaporta ısınmamış içimiz 
Budur katlimize sebep suçumuz, 
Gayrı eşkiyaya çıkar adımız 
Kaçakçıya 
Soyguncuya 
Hayına...